OBJEKTİF ( TARAFSIZ – GERÇEKCİ ) DÜŞÜNEBİLMEK ve DAVRANMAK

Sizin oyunuz: Hiçbiri
0
Henüz Oy Kullanılmamış

Herhangi bir sözün işitilmesi, bir fikrin ortaya atılması veya bir olayın ceryânı karşısında hemen heyecanlanmadan, öfkelenmeden, hiddetlenmeden, paniğe kapılmadan kısaca reaksiyon göstermeden kendi çapında muhakeme süzgecinden geçirerek ve bütün ihtimalleri göz önünde bulundurarak aklıselim ile fikrî,ya da fiilî cevap vermektir, objektiflik. Bunun için de geniş kültür, kuvvetli muhakeme gücü ve iradeye, düşünce veya eylemi kavrama kapasitesine sahip olmak gerekir. Burada iyimserlik ise bir sağduyu eseri olarak bir yardımcı faktör ve çözüm aracı olabilir. Sadece kendisi veya tarafını değil, aynı zamanda muhatap-muhataplarını-da hesaba katabilme duruma onun penceresinden bakabilme olgunluğunun, âlîcenaplığının göstergesidir. Daha kişinin tarafların veya olayın çeşitli yönlerini gözönüne getirmek, karşısındakilerin organik ve psikolojik yapılarını, ailevî, içtimâî, iktisadî, siyasî hatta konjoktürel durumlarını, sözün sarfedilişi, olay-olayların meydana geliş sebeb ve tarzını, görünümünü dikkate almak. Olay-olaylarda rol alan kişi ve faktörlerin oluşumda, akışında ki sun'i-tabii etki ve tepkilerini inceleyerek, irdeleyerek hüküm verip, davranabilmektir, objektiflik. Diğer taraftan kendisi için istediği ya da istemediği bir şeyi başkaları için de isteyip-istememe (tabii bazı zorunlu haller müstesna) erdemliğini gösterebilmektir. Ancak istisnalarda da o proplemle ilgili hak,hukuk, realite belli bir toplum veya umumun temel menfeatlerine uygunluğu kesin olan maddi, manevi emir, tavsiye ve yasaklara olabildiğince uyumluluğu şarttır. Belki teferruatta(detaylarda) hafif sapmalar hoş görülebilir. Ama bu da çoğunluğun benimsediği kriterlerden pek uzak olmamalı. Zararı faydasını geçmemelidir.
Bu genel objektiflik değerlendirmesi ışığında birkaç örnek analizi yapalım. Kişisel bir örnek: Tanıdığın yada tanımadığın birisi sana hakaret etti, mal veya paranı çaldı, gasbetti, tahrip etti, yaktı-yıktı v.s. Böyle hallerde:
a) Her şeyden önce kişinin ruh halini (psikolojisini) tahlil etmeliyiz. Kişinin sözü sarfettiği, eylemi gerçekleştirdiği andaki halet-i ruhiyesi nedir? O andaki veya öncesindeki psikolojik durumu, onu söz veya davranışa iten sebeb ve etkenler nelerdir? Bir anlık gafletten mi? Bir alışkanlık, bir bunalım, bir zafiyetten, mecburiyetten, zihinsel, bedensel özründen, engelinden mi o, sözlü ya da fiilî tasarrufta bulundu?
b) O söz veya davranışı kişisel reflekslerinin sonucu mu (yani kendi hal ve iradesi ile mi yoksa başkalarının etkisi, ile mi, başkalarına yaranma, hoş görünme, veya korkmasından mı) gerçekleştiriyor?
c) Söz ve davranış sahibinin karşısındakinde veya ortamda nasıl bir tepki doğuracağını, sonucunun nasıl bir yaptırıma, bir kazaya sebeb olacağının bilgi ve bilincinde midir? O neticeyi anlayabilecek, kavrayabilecek kapasitede midir?
d) Söz ve davranış sahibinin yetiştiği ailevî ve toplumsal hayatını yani bir aile ve toplumun bireyi olduğunu, hangi inanç, gelenek, görenek eğitim ve öğretimden geçtiğini, bağlı olduğu idari, içtimaî sistemi de göz önünde bulundurmak gerekir.
Kısaca söz ve davranış sahibinin psikolojik, biyolojik, fizyolojik, patolojik, pedegojik, sosyolojik ve ekonomik durumunu, dînî ve siyasî eğilimini hatta biyoğrafisini dahi hesaba katmalıdır. Yalnız bunun istisnaları da vardır. Elbette!
Bir kaza veya kavga sonucu yaralanmış birinin herhangi bir tehlike anında imdat istemesi, aniden birinin darbe ya da tecavüzüne uğranması,v.b. durumlarda objektiflik aranmaz,geçerli de değildir.
Şimdi isterseniz toplumsal bir bildirim veya olay karşısında objektif düşünme ve davranışı ele alalım. Mesela içinde bulunduğumuz şu zaman ve zeminde cereyan eden, özellikle toplumumuzun çoğunluğunu ilgilendiren, nerede ise millî bir mesele haline gelen, -ders- hanelerin dönüştürülmesi teşebbüsü dolaysıyle taraflardan Gülen Cemaati ile hükümet (iktidar) arasındaki çekişmeyi objektif olarak incelemeye çalışalım.
Bilhassa geçmişte ve büyük çapta halihazırdaki devletin eğitim-öğretimde yetersiz kalması, öğrencilerin bir üst programa yerleştirilmesinde uygulanan çarpık sınav sistemi v.b. sebeplerle eğitimde fırsat eşitliği sağlanamamaktadır. Bu boşluğu kısmen de olsa
doldurmak için ortaya dershaneler çıkmış ve faaliyet gösteregelmişlerdir. Önceleri öğrencilerin bilgi seviyelerini nispeten yükseltiyor, sınavlarda başarılarını artırıyordu. Aynı zamanda okullarında çeşitli sebeblerle yeterli bilgi ve beceriyi kazanamayanlar, eksiklerini tamamlayarak sınav maratonuna daha iyi hazırlanabiliyorlardı. Ancak iyi niyetle başlayan dershane faaliyetleri amaçlarından sapmaya öğrencilere bilgiden çok sınav teknik ve taktiği göstermeye, aşırı ders ücretleri ile de dar gelirli ailelerde yük olmaya, trajedik olaylara sebeb olmaya, daha fenası ticarethanelere dönüşmeye başladılar. Faydadan çok zararlı hale geldiler.