TÜRK ve İSLAM ALEMİNE ! (3)

Sizin oyunuz: Hiçbiri
0
Henüz Oy Kullanılmamış

e) haset ve kıskanç tabiatlı ( doğuştan taşınan huy karakter ) olması. Bu yapıda olan insan ve böyle insanların çoğunlukta olduğu toplumlar , milletler kolay kolay iflah ( kurtuluş, selamet) olmaz. Daima birbiriyle uğraşır, didişir dururlar. Kendilerinde olmayan her iyiyi, güzeli, her şeyi veya sahiplerini çekemez, onlara düşman kesilirler. Müspet yolda çalışıp kazanıp o nimeti elde etmek yerine o nimetin sahiplerinin ayağını sürçtürmeye ve nimetlerini ellerinden almaya yani onları da kendileri durumuna düşürmeye çalışırlar. Böylece genelde yerinde sayıp yoksulluğa, fakirliğe hatta zillete mahkum olurlar. Sömürgecilerde bu durumdan yararlanarak kolayca istediklerini elde ederler. Bunlar hem dini hem beşeri ilimlerde anlatılmaktadır. Nitekim eşsiz yaratıcı Yüce Allah bile: “İnsan zayıf yaratılmıştır. Nihayet nefsi onu (kardeşini) öldürmeye itti ve onu öldürdü. O insanı bir damla sudan yarattı. Fakat bakar mısın ki (insan) Rabbine apaçık bir hasım ( düşman ) oluvermiştir. Gerçekten insan pek hırslı (sabırsız ) yaratılmıştır. Kendine fenalık dokunduğunda sızlanır, feryat eder. Ona imkan verildiğinde ise pinti kesilir.” Ayetleri ile insanın acziyetini belirtmektedir. Aynen bugünkü müspet bilimler; -özellikle psikoloji-de insanoğlunun birtakım zaaflarıyla yaratıldığını açıklamaktadır. “İnsan düşünen hayvandır” gibi birtakım hezeyanlar yumurtlayarak aslında insanoğlunu yaratılanların en şereflisi olarak nitelendiren İslamın düşmanı olan kötü niyetlilerin sözlerini bir tarafa bırakırsak; “ Düşmüş olanlara ahlaki bir hayat bahşetmek ölüleri diriltmekten evladır. ( daha uygun daha münasip ) diyen Channing, “ Hayatını iyi kullanmadan uzun müddet yaşamış olan insan az yaşamış sayılır;" diyen Montesquie vb de insanoğlunun zaaflarını ima etmektedirler. İşte, ne yazık ki insanlar zaaflarını birbirleri aleyhine şuursuzca, insafsızca hatta gaddarca kullanabilmektedir. Gerçi bu haller ve durumlar da dünya
nizamının sürdürülebilmesinin bir gereğidir. Ama aynı zamanda bir ilahi imtihan vesilesidir. Ve herkes bu dünyada yaptıklarının ve söylediklerinin hesabını verecektir. Kıyamet gününde. Bu cümleden alarak zaaflarının daha doğrusu nefsinin esiri , şeytan ve avenelerinin maskarası ucube yaratıklar, her zaman olduğu gibi bugün de senin maddi- manevi varlığına göz dikmiştir. Seni ve varlık sebebini ortadan kaldırmaya çalışmaktadırlar. Bunu seni her yönden kuşatarak, çeşitli isimler, bahaneler ve aldatmacalarla bireysel, toplumsal veya örgütsel olarak uygulamaktadırlar. Bunun için çeşitli yöntemler, metotlar, doktrinler, ideolojiler bulmakta pek mahirdirler. “Minareyi çalan kılıfını düzer” misali... Şimdi isterseniz duruma birlikte göz atıp irdeleyelim. Birey veya toplum olarak etrafınıza göre seçkin bir konumdasınız. Diyelim bedenen göze çarpan birtakım hasletlere ( yaratılıştan, doğuştan gelen birtakım özellikler ) malen zenginliğe ( verimli veya stratejik bir yere, ya da imtiyazlı bir mevkie ) sahip, müreffeh ve huzurlu bir hayat sürüyorsunuz. Etrafınızdaki pek çok varlığa da hükmedebiliyorsunuz.-Aynı durum bir örgüt,bir toplum,bir millet hatta bir devlet içinde söz konusu olabilir.- Bu şartların vb.lerinin bir kısmını veya bir çoğunu taşıyanlar elbette diğerlerinin dikkatini, gıptasını çekecek; iştahını kabartacak; yahut kin ve nefretine maruz kalacaktır. Yerine göre de amansız düşman kesilecektir. Kendi imkanları, muhatabının hayat standardına ulaşmasına elvermiyorsa ve ihtirasından dolayı muhatabından daha üstün bir halde olmaya zorluyorsa; bunun için her türlü yola başvuracaktır. Ve hele maneviyattan ( müspet ve insani değerler) yoksunsa, bir vampir, bir hain hatta bir canavar kesilecektir. Kesilecektirler. Elindeki varlık ve değerlerini gücü yetiyorsa zorbalıkla, yetmiyorsa aldatmaca ile seni, aileni, milletini ve devletini çeşitli hile , hurda, entrikalarla- kısaca şeytâni oyunlarla- zayıf ve güçsüz düşürerek elinden almaya çalışırlar. Yıllardır ve halen de harıl harıl çalışmaktadırlar.

Nasıl mı?
a) Eğitim yoluyla: dilini, alfabeni, dinini, gelenek ve göreneklerini , insani ve İslami ahlakını bozarak, dejenere ederek. Çeşitli entrikalarla yozlaştırdıkları eğitim kurumlarınızda veya hedef ülkede masumane görünümlü açtıkları eğitim kurumlarında kendi emellerine hizmet edecek kapasitede – çağdaş, demokrat, emekçi, hürriyetçi, laikçi vb karakterli - maskeli elemanlar yetiştirerek taraftar kazanırlar. Bunu kendi ülkelerine – genellikle yüksek eğitim amacıyla- gelen bireylerin beyinlerini yıkayıp; ilim ve teknolojiden çok kendi felsefi görüşlerini benimsemiş,
zayıf karakterli , madde , makam veya kadına düşkün sempatizanlarını, hayranlarını geldikleri yani mensup olduğu ülkelerinde imtiyazlı mevkilere yerleştirerek de yaparlar. Burada enteresan ve o kadar da düşündürücü bir anekdot ilavesi yerinde olur herhalde. Osmanlıların son zamanlarında devamlı Osmanlıyı nasıl dize getirip; tarih sahnesinden silmenin hesap ve planlarını yapan , o zamanın sinsi düşmanlarından İstanbul’daki İngiliz sefiri ( büyükelçisi ) evinin banyosunda düşünürken aklına ilginç fikirler gelir. O kadar düşünceye dalmıştır ki çıplaklığını dahi unutarak elindeki banyo tasıyla dışarı fırlar. Ve haykırmaya başlar: “ Buldum, buldum. Osmanlıyı yenmenin sırlarını buldum. Büyüklerine saygı ve bağlılıklarını, sözlerindeki sebatlılık ve sadakat duygularını , birbirlerine içli samimiyetlerini kısaca Türklük ve İslamlık gelenek, görenek ve ahlaklarını bozup uzaklaştırmakla yeneriz. İmparatorluğu çökertir, dağıtırız; kısa zamanda” der. Ve hemen telefona sarılarak İngiliz Hükümetinin ilgili birimine fikirlerini ulaştırır. Sonuç herkesin malumu!.. 600 küsur yıllık imparatorluk dağılır. Ve bugünkü sözde bağımsız TC zar zor ayakta durmaktadır. Konumuza dönecek olursak ; böylece hedef ülkenin iletişim ( basın,yayın,radyo,televizyon vb ) ticari, iktisadi, idari birimlerine yerleştirdikleri zayıf karakterli, milli ve manevi değerlerine yabancılaştırılmış, hatta düşman edilmiş, egoist( bencil, sade kendi çıkarlarını düşünen) işkembeci sapıklar, hainler vasıtasıyla her atılan müspet ( olumlu) adım, çeşitli söylem ve maskeler altında baltalanır. Gerekirse engellenir.

b) Geçmişinle bağlantını koparmak için tarihini tahrif(bozma, değiştirme), tarihi eserlerini tahrip( harap edip yok etme) ederek. Uyduruk, düzmece olayları, saptırılmış geçmişini kötüleyen yazılar ve güdümlü tarih kitapları yazdırıp özellikle yeni nesillere benimsettirilir. Hatta tarihine düşman ve emperyalistlerin tarihine hayran bir topluluk ve yeni nesiller yetiştirilir. Bu arada dilin ve alfabenin de tahrif edilmişse geçmişini aydınlatan eserleri de okuyup faydalanamayacağından onların istedikleri kıvama kolayca girersin. Tarihi eserlerin ya yapılış amaçlarına uymayan işlerde kullanılarak veya yol, güzergah, turizm, plan , proje, tadilat, ihtiyaca cevap vermiyor v.b.
bahanelerle kısmen veya tamamen ya özünden uzaklaştırılır.Ya da ortadan kaldırılır. Dolayısıyle geçmişini hatırlatacak nesneler kalmasın.