EY İNSANOĞLU NEDİR DERDİN? -7-
Ey aslında genellikle asil ruhlu yaratılmış; güzide insan!- Şeytanın fitne ve fesadı sonucu veya yaşadığı kötü ortamdan etkilenenler müstesna- mümtaz varlık. Neden yaratıcının sana bahşettiği aklı, fikri ve mantığını-şayet zihinsel bir özrün yahut hayati bir zorunluluğun yoksa- kullanamıyorsun? Ve bu fani dünyada misafir olduğunu kavrayamıyorsun? Burada imtihandan geçtiğinin şuuruna( bilincine) niçin ulaşamıyorsun?
Var mı bu dünyada, bilhassa şu dalalet(sapıklık) devrinde işini yaptırmadan, emeline ulaşmadan, karşılıksız devamlı ücret ödeyen bir işveren? Hesapsız ihsanda bulunan bir cömert? Belki sayılı da olsa yaratıcı aşkına bunu yapabilen veya gizli hesapları için böyle davrananlar çıkabilir. Ancak “ istisnalar kaideyi bozmaz ” tabii. Öyleyse yaratıcının da yeryüzünde yarattıklarının üzerinde bir hesabı, planı olacaktır. Nitekim Yaratıcı da “Biz cinleri ve insanları –sadece yiyip içip gezip eğlenip, nefislerini, arzularını sorumsuz mahluklar gibi tatmin ederek sefa sürsünler diye değil – ancak bana ibadet etsinler diye yarattım. Ben onlardan rızık, taam( ekmek vb.) da istemiyorum “ buyurmaktadır.
İşverenden anlaşma veya sözleşme ile hak ettiğin ücretini almak için onun işini görmek zorunda değil misin? Sonsuza kadar hile, desise veya despotlukla ondan ücret tahsil edebilir misin? Bunu başarsan bile bu senin meşru hakkın olur mu? Bu hareketine, karşı tarafın – yaşadığın ortamda varsa- toplumsal nizamın ( örf, adet, gelenek, kanun vb. ) tepkisi olmaz mı? Gerekirse sen, şu veya bu şekilde cezalandırılmaz mısın? Belki de yaratılış itibariyle karşındakilerden bedenen daha güçlü, zekaca üstün ve daha maharetli olabilirsin. Hatta karşındakilerin önceden sana sağladığı imkanları ( mali güç, üstün silah vb. ) onlara karşı kullanarak, onları pasifize ederek, cebren veya hile ile emeline ulaşabilirsin. Bunu kendi adına da başkalarını hesabına da yapsan netice değişmez. Her ne şekilde olursa olsun bu davranışın karşındakilere haksızlıktır; zulümdür. Zalimlerin en büyük hasmı (düşmanı ) ise alemlerin mutlak hakimi olan Yaratıcı ( Allah ) ‘dır. O, zalimlerden mutlak intikam alıcıdır. İnansan da inanmasan da böyledir. Onun nezdinde hiçbir şey değişmez. Ancak kendi kendini aldatırsın.
Diğer taraftan bir makineye mekanik, bir cihaza elektrik, bir vasıtaya hareket enerjisi sarf etmeden; onlardan bir kinetik enerji elde edebiliyor musun? Bir hizmet , bir mal arz etmeden meşru bir karşılık alabiliyor musun? Hatta iktisadi hayatta arz -talep dengesi sağlanmadan herkes için gereken eşit fayda sağlanabiliyor mu? Bir aygıta harcadığın enerjinin yeterli karşılığını bulamadığında onu çalıştırmaya devam eder; yine karşılığını tam alamadığın mal ve hizmetini arz etmeyi sürdürür müsün? Eğer gizli ve uzun vadeli bir hedefin yoksa tabii.
Ey gafil!( etrafındaki olup bitenlerden habersiz ) içtiğin suyun belirli ortamlarda oksijen ve hidrojen denilen gaz elementlerinin ikide bir oranında kimyasal birleşiminden oluştuğunu bilimsel olay kabul ediyorsun da; bu elementlerin renksiz, kokusuz, tatsız gaz olma özelliklerini nereden , nasıl aldıklarını neden düşünmüyorsun? Bunun o hale gelmesinde, getirilmesinde , devir daim etmesinde rol oynayan bitki ve benzerindeki tabii mekanizmaların işleyişinde gizli bir el , bir kuvvet ve kudret bulunması gerektiğini neden idrak edemiyorsun? Yahut şeytan ve avenelerine aldanarak kabul etmek istemiyorsun? Adı geçen gazların oluşumunda tabii rolü oynayan bitki vb. hakiki mekanizmaları taklit ederek; elde ettiğin suni gazlarla işin bittiğini mi sanıyorsun? Bu yapay çalışmalarla bütün canlıların ihtiyacının ne kadarını karşılayabilirsin?
Aynı ilmi, felsefi düşünce ve sonuçları yaşamak için teneffüs ettiğin hava, beslenmek için faydalandığın toprak muhtaç olduğun güneş ışınları için da söylemek mümkündür.
Ey akıl, fikir ( mantık ) sahibi insan! İş işten geçmeden; bu alemde başın derde girmeden öbür alem için ölüm gelip çatmadan uyan , artık uyan! Uyan ki burada gerçek huzuru mutluluğu öbür taraf için de kurtuluş ve ebedi saadet yolunu bulasın… Çünkü, nasıl er kalkan yol alırsa gafletten er uyanan da kurtuluş sinyali alabilir…
Ey güzide insan!
Uyanık olmalısın her an,
Imızganmak da hakkın ama
İzin vermiyor; bu zaman.
Aklını, fikrini zorlamazsan,
Sağına soluna iyi bakmazsan,
Şöyle böyle geçebilirsin ama,
Yazık olur! Umduğunu bulamazsan
Her şeye şüpheyle bakarsan,
Hilkati, hakikati aramazsan,
Huzuru, mutluluğu istersin ama,
Ulaşabilir misin ona? Yolunu…

